Baldurs Gate 3‘ün erken erişim incelemesine hoş geldiniz. Oyunun tamamı çıkmadı sadece ilk kısmı piyasaya sürüldü ve oyunculardan bu kısma göre oyunu incelemeleri ve geri dönüşler yapmaları bekleniyor. Biz de burada buna benzer bir şey yapacağız. Oyunun erken erişim incelemesine hızlıca geçelim.
Nasıl Olmuş?
Baldurs Gate 2 ile 3. oyuna bakıldığında arada iki fark görüyorsunuz. Gelişen oyun teknolojisi ve Larian Studios farkı. Bu farkı beğenebilir veya beğenmeyebilirsiniz. Bu size kalmış. Ancak şunu demeliyim ki, Larian bu işi başarmış. Divinity Original Sin serisine benzediği doğru ancak bu benzerlik tümüyle bir benzerlik değil. Mekan kaplamalarının bir kısmı tarz olarak benziyor. Combat sistemi de belli bir yere kadar evet benziyor. Ancak bu benzerlik oyunu sağlam kılan bir şey çünkü bu benzerlik aslında Larian’ın kendi tarzını içeriyor.

FRP Oyunu Gibi
Kendinizi bir FRP oyunun içinde hissediyorsunuz. Gerçekten. Multiplayer özelliği oyun şuan erken erişimde diye denemedim ama Divinity ile benzer bir sistem olur diye düşünüyorum. İşin singleplayer kısmında bile bir FRP söz konusu. Bütün karakterleri sizin yönettiğiniz bir FRP. Normalde eski Baldurs Gate oyunlarında bütün zarlar arkada atılırdı. Bu oyunda ise bu biraz değişmiş. Şöyle ki zarların çoğu bizzat sizin önünüzde sizin tıklamanızla atılıyor. Bunlar genellikle diyaloglardaki spesifik seçenekleri seçmeniz durumunda gelen ekranlar. Diğer zarlar yani Dövüş ve Yolculuk esnasındaki zarlar ise arkadan atılıyor. Perception benzeri zarların atıldığını ve nasıl sonuçlandığını karakterlerinizin kafasındaki küçük bir kutuda görüyorsunuz. Dövüş zarlarında ise bir çok zar arkadan atılıyor her hamlede. Sizin bir zar gördüğünüz tek yer Critical Hit attığınızda 20‘lik zarı kesen bir animasyonla arkadaki zarda 20 attığınızı görüyorsunuz. Bu tarz arada giren zar animasyonları bile sizi fazlasıyla işin FRP ruhuna sokabiliyor.

Dövüş Sistemi
Dövüş sisteminde zarların kullandığını söyledik. Bu kısmı biraz daha açıklayalım. Şöyle ki bu kısımda Divinity serisinden aşina olduğumuz bazı sistemleri görmek çok kolay. Hareket özelliği en basitinden. Karakterinizin kullanabileceği hareket onun o durumdaki şartlarına göre esneklik gösterebilen bir barla belirleniyor. Yani istediğiniz yere gitmeniz öyle kolay değil o yüzden dövüşe başlamadan karakterleri doğru yerlere konuşlandırmak hayat kurtarabiliyor. İşin saldırı kısmı ise Divinity‘yi andırsa dahi benzediğini çok söyleyemeyeceğim. Her turda karakteriniz tek bir saldırı hamlesi yapabiliyor. Bonus Action kısmında bir saldırı hamleniz varsa iki tane yapabiliyor. Onun dışında bir tane iksir kullanmak bonus action olarak sayılırken ikinci iksir normal Action olarak sayılıyor. Saldırı arayüzü Divinity serisi ile aynı. Karakterinizin yapacağı saldırıyı seçiyor ve hedefe yöneltiyorsunuz. Yanda avantajlarınız ve dezavantajlarınızı yüzdeli şekilde sıralayan yuvarlak şekillerin olduğu alan var. O kısım önemli çünkü arkada atılan zarlara etkisi büyük. Dövüş alanındaki ışık oranı ve o ışığın nerede olduğu bile her şeyi değiştirebiliyor. Alan kullanımı Divinity‘de olduğu kadar bu oyunda da önemli. Sanırım neden bu oyuna Divinity Original Sin 3 diye espri yapıldığını anlamışsınızdır.
Karakterler
Karakterlere gelelim. Evet bu kısım önemli çünkü siz tek bir karakteri değil, bir partiyi yönetiyorsunuz. Partideki herkesle yakın dostluk kurma fırsatım olmadı. Özellikle yeşil tenli sinir bozucu kadınla. O kadar çok sinirimi bozdu ki direkt öldürdüm kendisini… Diğer elemanlara geleceksek şunları diyeyim. Hepsini ayrı ayrı beğendim. Oyun erken erişimden çıkıp tamamlanınca ve biz o karakterlerin bütün hikayelerini gördüğümüzde belki fikrim daha iyi veya kötü yönde değişebilir ancak bu karakterleri yanınızda taşımak gerçekten çok iyi. Diyalog seslendirmeleri gayet güzel. Yüz animasyonları mükemmel değil, özellikle çoğu zaman erken erişim hatası olarak karakterlerin ağzı bile açılmadan konuştukları oluyor ancak erken erişim sonrasında karakterlerin yüz animasyonlarının daha iyi olacağına ben inanıyorum. Diyalogların yazımı da gayet güzel bunu da sevdim. Oyunda çeşitli kararları almanız dahilinde ekibinizdeki karakterlerle özel diyalogların olduğu bir iletişime geçebiliyorsunuz. O kısımda yazılmış olan diyaloglar ayrı derecede zevkli idi.

Karakter Yaratma
Karakter yaratma konusunda şunları söyleyebilirim ki, gayet başarılı ve gördüğüm kadarıyla erken erişimden sonra daha da iyi olacak, çünkü bazı kısımları erken erişimde kullanılmıyor. O kısımlar tam oyuna eklendiğinde eminim ki daha iyi olur. Erken erişimdeki karakter yaratmaya gelirsek, klasik DnD ırkları ve sınıflarını görüyoruz. Onun dışında DnD tabanlı ayarlar var yine. Karakterinizin sahip olduğu kültür vs. gibi. Altsınıflarda mevcut ayrıca. Görünüm olarak ise ne çok fazla ne çok az çeşit var. Tam kararında olmuş. Belki bir kesim yeterli bulmayabilir ama ben yeterince yeterli buldum görünüm bakımdan çeşitliliği. “Burnun kalınlığını, göz kapağının göz bebeğinden ne kadar uzak olduğunu belirliyim” kafasında bir detay işi yok tabii, ama sizi tatmin edecek kadar güzel karakter görünümü ayarları oyunun karakter yaratma ekranında mevcut. Birde şöyle değişik bir olay ki bunu cidden beğendim ve takdir ettim: karakterinizin rüyalarındaki o en beğendiği o en çok haşlandığı rüya kızını/erkeğini yaratabiliyorsunuz. Hani arada sorarlar senin için ideal erkek, ideal kız görünümü nasıldır diye. Oyunda bas baya bunu yapabiliyorsunuz, karakterinizi yarattıktan sonra etkilendiğin kişiyi yarat diye bir ekran geliyor ve siz sizi etkileyen kişinin neye benzediğine onu baştan aşağı yaratarak karar veriyorsunuz. Neden böyle bir kısmın olduğuna ise hikaye kısmında değineceğim.

Hikaye
Hikaye kısmında oyun şöyle başlıyor. Mind Flayer dediğimiz Cthulhu çakması abiler Baldurs Gate‘e saldırıyor. Oradaki insanları kaçırıp Tadpole dediğimiz canlıları gözlerine sokarak o vatandaşları kendilerine çeviriyorlar. Sanırım bu bir üreme politikası diye düşünüyorum. Siz ise yani karakteriniz ve hatta partiniz o gemideki kaçırılmış ve yakında Mind Flayer olacak olan esirlersiniz. Tabii şöyle bir şey oluyor, bu adamlar ellerini kollarını sallaya sallaya bunları yapmıyor. Bunları avlamaya Demonic abiler ve ejderhalar falan çıkmış. Bunlar bu abilerin gemisine acayip hasar veriyor. Verilen hasarın üzerine biz uyanıyoruz ve gemide oraya buraya gidiyoruz. En son gemiyi düşürecek olan adımı atıyor ve kendimizi bir sahil kıyısında buluyoruz. Düştüğümüz mekanda bir Druid korusu ile birde Goblin kampı var. Bir de bataklık büyücüsü bir kadın. Bunlarla ilgili görevler falan yapıyoruz derken şöyle bir şey oluyor. Kafamıza yerleştirilen Tadpole denen sülük bizi Goblinlerin tanrıçasının (Abolute) seçtiği True Soul olmamızı sağlıyor. Bu nedenle bir çok Goblinle münakaşaya ve kavgaya girmeden istediğimiz bir çok şeyi yaptırabiliyoruz. Onun dışı pek uzun olmasa da ilk kısımda yani oyunun erken erişim bölümünde Underdark var. Underdark açıkçası çok güzel olmuş. Unutulmuş Diyarlar okuyanlar bilir Underdark, Türkçesi Karanlıkaltının ne kadar ıssız, tehlikeli ve insanın içini kemiren bir yer olduğunu. Oyun bunu cidden başarmış. Underdark’a girdiğinizde her yerden gelebilecek bir tehlike bekliyorsunuz. Bitkisi ayrı, toprağı ayrı düşman size. O yüzden bu olayı cidden beğendim.
İncelemenin yavaştan sonuna gelirken şunları söylemek istiyorum. Oyunun yapımcı firması Larian Studios olduğu için oyunun Divinity serisine benzeyen kısımları olmuş incelemede bunu çok sık söyledim zaten. Ancak bu oyunun özünden bir şey kaybettirmediği için oyuna ekstra bir yenilik katmış. Baldurs Gate hala Baldurs Gate. Özünden kaybettiği tek şey 7 yıl ve o kadar zaman içinde gelişen teknoloji ve CRPG türünün artık sadece oldschoola sadık olması gerekliliğinin ortadan kalkıp oldschool bir bakışla yenilikçi olabilmesidir.
Oyunun erken erişim versiyonu siz Karanlıkaltı‘ndayken bitiyor. O yüzden yazıya şu dizelerle son vermek istiyorum.
Ne bir yıldız süsler bu ülkeyi
Bir şairin gizemli parıltısıyla,
Ne de Güneş yaşam dolu ışınlarını gönderir buralara.
Burası karanlık altıdır;
unutulmuş diyarların telaşlı yüzeyi altındaki gizli dünya.